Aile Hukuku

Eşin Sosyal ve Kültürel Faaliyetlere Engel Olması Sebebiyle Boşanma

Eşin, diğer eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmasını sistematik biçimde engellemesi, Türk Medeni Kanunu anlamında çoğu durumda “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” kapsamında değerlendirilir. Bir eşin, diğer eşin arkadaş çevresi ile görüşmesini, aile ziyaretlerini, mesleki/toplumsal etkinliklere katılmasını, kurs, seminer, kültürel gezi veya benzeri faaliyetlere gitmesini sürekli ve haksız şekilde yasaklaması; kişiyi sosyal hayattan izole eden bir kontrol davranışıdır.

Bu tür kısıtlamalar, yalnızca günlük hayatı zorlaştırmakla kalmaz; eşin kişilik haklarına, özgürlük alanına ve onuruna da doğrudan müdahale niteliği taşır. Kişinin, evlilik sebebiyle sosyal hayattan koparılması, arkadaş ve aile çevresinden uzak tutulması, iş veya mesleki gelişim aktivitelerine katılmasının engellenmesi, belirli bir noktadan sonra ortak hayatın sürdürülmesini makul ölçüde beklenemez hâle getirir.

Dolayısıyla, eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmasının engellenmesi, olayın yoğunluğu, sürekliliği ve taraflar üzerindeki etkisi dikkate alınarak, “şiddetli geçimsizlik”e dayalı boşanma davasında kusurlu davranış olarak ileri sürülebilir ve çoğu durumda boşanma sebebi olarak kabul edilir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmesi

Eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmasını engelleyen tutumun boşanma sebebi sayılabilmesi için, öncelikle evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, ardından da bu durumun ortak hayatı çekilmez hâle getirmesi gerekir.

Birlikte yaşamı sürdürmenin taraflardan nesnel olarak beklenemeyeceği seviyeye ulaşmış bir çatışma ve baskı hali mevcutsa, artık sıradan bir uyuşmazlıktan değil, TMK m.166 anlamında genel boşanma sebebinden söz edilir. Sürekli kıskançlık, dışarı çıkmaya izin vermeme, sosyal medya hesaplarını kontrol etme, arkadaş görüşmelerini yasaklama, aile ziyaretlerini engelleme şeklinde tezahür eden davranışlar, zaman içinde eşte yalnızlık, baskı altında hissetme, psikolojik yıpranma ve ciddi huzursuzluk yaratmaktaysa, ortak yaşamın makul surette devam ettirilmesi mümkün olmayacaktır.

Hakim, somut olayda; tarafların eğitim, sosyal çevre, kültürel yapı ve ekonomik durumlarını dikkate alarak, “bu evlilik içinde ortak hayatın sürdürülmesi davacıdan hâlen beklenebilir mi?” sorusuna yanıt arar. Eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmasının yıllarca sistematik biçimde engellenmesi, çoğu durumda bu soruya olumsuz yanıt verilmesine yol açar.

Sosyal Hayattan İzolasyonun Psikolojik ve Ekonomik Şiddet Boyutu

Eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere katılmasını engelleyen tutum, çoğu kez tek başına değil, psikolojik ve ekonomik şiddet ile iç içe geçerek ortaya çıkar. Eşin;

  • “Dışarı çıkarsan sonuçlarına katlanırsın.”,
  • “Ailenle bu kadar görüşmeyeceksin.”,
  • “İzin vermiyorum, gitmeyeceksin.”

gibi baskıcı ve tehditkâr ifadelerle sosyal hayata katılımı sistematik biçimde sınırlaması, psikolojik şiddet olarak değerlendirilir. Kişinin arkadaş ortamı, mesleki çevresi, aile bağları ve kültürel etkinliklerden koparılması, öz güvenini, ruh sağlığını ve toplumsal varlığını doğrudan etkiler.

Diğer yandan, eşin sosyal faaliyete katılabilmesi için gerekli ulaşım, kıyafet, kurs/etkinlik ücreti gibi masrafların kasıtlı şekilde karşılanmaması, “eve dönmezsen para vermem”, “çalışmana izin vermem” tarzı ifadelerle ekonomik baskı kurulması, ekonomik şiddet niteliğindedir. Bu tür davranışlar, yalnızca maddi değil, aynı zamanda onur ve özgürlük alanına yönelik bir saldırıdır ve boşanma davasında davalı eş bakımından önemli bir kusur sebebi olarak değerlendirilir.

Sosyal ve Kültürel Faaliyetlerin Engellenmesinde Kusur Değerlendirmesi

Şiddetli geçimsizlik sebebiyle boşanma davalarında, eşlerin kusur durumu, sonuca doğrudan etki eden temel unsurdur. Sosyal ve kültürel faaliyetlerin engellenmesi, çoğu durumda bu davranışı sergileyen eş yönünden ağır kusur kabul edilir. Zira bu tutum, yalnızca evlilik içi basit bir tartışmanın değil, eşin kişilik haklarını zedeleyen, özgürlüğünü sınırlayan, sosyal hayatını yok sayan bir kontrol çabasıdır.

Eşlerden birinin, diğer eşin sosyal hayata katılımına yönelik engelleyici davranışları;

  • Sürekli, ısrarlı ve sistematik ise,
  • Hakaret, tehdit, kıskançlık krizi, aşağılayıcı sözler ve fiziksel/psikolojik baskı ile birlikte ortaya çıkıyorsa,
  • Eşi arkadaş, aile ve iş çevresinden izole edecek yoğunlukta ise,

mahkemelerce genellikle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan ağır kusurlu davranış olarak kabul edilir.

Bu durumda, sosyal faaliyetleri engellenen eş daha az kusurlu veya kusursuz kabul edilebilir; bu da maddi tazminat, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini güçlendirir. Tam tersine, sosyal faaliyet engelini yaratan eşin açtığı boşanma davası, çoğu durumda tam kusurluluk nedeniyle reddedilebilecek niteliktedir.

Yargı Uygulamasında Eşin Sosyal Hayatını Kısıtlama Örnekleri

Yargı uygulamasında, eşin sosyal hayattan izole edilmesi pek çok kararda evlilik birliğini temelinden sarsan davranışlar arasında sayılmaktadır. Özellikle;

  • Eşin ailesiyle görüşmesinin engellenmesi,
  • Aile ziyaretlerine izin verilmemesi,
  • Arkadaş çevresiyle görüşmenin yasaklanması,
  • Çalışma hayatına veya mesleki toplantı, kurs, seminer gibi faaliyetlere katılımın engellenmesi,
  • Dini, kültürel veya toplumsal etkinliklere gitmesinin sürekli engellenmesi,

hâkimlerce sıkça psikolojik şiddet ve baskı olarak değerlendirilmekte; bu hallerde ortak hayatın çekilmez hâle geldiği kabul edilmektedir.

Yüksek yargı kararlarında da, eşin aile bağlarının koparılmaya çalışılması, “yalnızlaştırma ve kontrol” amacı taşıyan davranışlar, ciddi kusur olarak nitelendirilmekte; eşini ailesine, sosyal çevresine karşı zor durumda bırakan, dış dünyayla bağını kesmeye çalışan taraf, boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu sayılmaktadır. Bu yaklaşım, sosyal ve kültürel faaliyetlere engel olmanın somut bir boşanma sebebi olarak değerlendirildiğini açıkça göstermektedir.

Sosyal Faaliyet Engeli Nedeniyle Boşanmanın Velayet, Nafaka ve Tazminat Sonuçları

Eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere engel olması sebebiyle açılan boşanma davasında, boşanma kararı verilmesi hâlinde velayet, nafaka ve tazminat bakımından önemli sonuçlar gündeme gelir.

Sosyal faaliyetleri engellenen ve bu nedenle psikolojik açıdan yıpranan eş, çoğu zaman daha az kusurlu veya kusursuz kabul edildiğinden;

  • Maddi tazminat yönünden, boşanma sebebiyle mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenmişse, kusurlu eşten uygun miktarda tazminat talep edebilir.
  • Manevi tazminat yönünden, sosyal izolasyon, sürekli baskı ve aşağılama sonucu kişilik hakları zedelenen eş lehine, rayiçlere ve tarafların sosyal-ekonomik durumuna göre uygun miktarda manevi tazminata hükmedilebilir.
  • Boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla yoksulluk nafakası talep edebilir. Sosyal faaliyetleri engelleyen eşin ağır kusurlu kabul edilmesi, bu talebi güçlendirir.

Çocuklar açısından ise, bir ebeveynin çocuğun sosyal, kültürel veya eğitimsel faaliyetlerine de engel olması; örneğin kurs, etkinlik, sosyal ortam, akran ilişkilerini haksız yere kısıtlaması, velayet değerlendirmesinde aleyhe dikkate alınır. Çocuğun üstün yararı gereği, sosyal gelişimini destekleyen, çocukla sağlıklı iletişim kuran ve sosyal çevresini tamamen koparmaya yönelmeyen ebeveynin velayet konusunda daha avantajlı olduğu kabul edilir.

Eşin Sosyal ve Kültürel Faaliyetlere Engel Olması Halinde İzlenebilecek Hukuki Yol

Eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere sistematik biçimde engel olması halinde, öncelikle bu durumun belgelendirilmesi ve ispat imkânının güçlendirilmesi önemlidir. Bu kapsamda;

  • Mesaj kayıtları, sosyal medya yazışmaları, e-posta yazışmaları,
  • Tanık beyanları (arkadaş, aile fertleri, iş arkadaşları),
  • Gerekliyse psikolojik destek başvuruları, raporlar,
  • Aile içi şiddet veya baskı var ise kolluk başvuruları veya koruma talebi süreçleri

ileride açılacak boşanma davasında delil olarak kullanılabilir.

Bu tür davranışlara maruz kalan eş, genel boşanma sebebine (TMK m.166/1) dayanarak “şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması)” nedeniyle boşanma davası açabilir. Dava dilekçesinde, eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere engel olan somut davranışları; tarih, yer ve olay bazında mümkün olduğunca ayrıntılı şekilde anlatılmalı, kişilik hakkı ihlali, psikolojik baskı ve sosyal izolasyon vurgulanmalıdır.

Dava ile birlikte veya ayrı bir dilekçe ile;

  • Maddi ve manevi tazminat,
  • Yoksulluk ve iştirak nafakası,
  • Velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi,
  • Gerekli görüldüğünde tedbir nafakası ve koruyucu/talepli aile içi şiddet önleme tedbirleri

de talep edilebilir.

Sonuç itibarıyla, eşin sosyal ve kültürel faaliyetlere engel olması, salt bir kıskançlık veya günlük tartışma konusu olarak görülmemeli; evlilik birliğini temelden sarsan, eşin kişilik haklarını zedeleyen ve çoğu zaman tek başına boşanma sebebi teşkil eden ağır bir kusurlu davranış olarak ele alınmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir