Miras Hukuku
Miras hukuku, bir kişinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi veya ölüm karinesinin gerçekleşmesi sonrasında, geride bıraktığı malvarlığının (terekenin) kimlere, hangi oranlarda ve hangi usulle geçeceğini düzenleyen özel bir hukuk dalıdır. Miras hukuku yalnızca malvarlığının paylaşımını değil, aynı zamanda miras bırakanın ölmeden önce yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufların (vasiyetname, miras sözleşmesi vb.) geçerliliğini, mirasçıların hak ve borçlarını, saklı pay kurumunu ve mirasın reddi gibi koruyucu müesseseleri de kapsar.

İstanbul genelinde ve özellikle Küçükçekmece bölgesinde veraset ilamı, miras paylaşımı, vasiyetnamenin iptali ve muris muvazaası uyuşmazlıkları, hem duygusal hem ekonomik boyutu olan, sık karşılaşılan hukuki süreçlerdir. Bu konularda destek arayan kişiler çoğunlukla bir İstanbul avukat ile çalışmayı tercih etmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar; mirasçılık sıfatının tespiti, vasiyetnamenin iptali, muris muvazaası iddiaları, tenkis talepleri, ortaklığın giderilmesi, terekenin tespiti ve korunması gibi konularda yoğunlaşmaktadır. Miras ilişkileri çoğu zaman aile içi hassas dengeleri etkileyen süreçler olduğundan, miras hukukuna ilişkin işlemlerin baştan itibaren hukuka uygun ve planlı yürütülmesi büyük önem taşır.
Mirasçı Kimdir?
Mirasçı, miras bırakanın ölümüyle birlikte onun malvarlığına, haklarına ve bazı borçlarına külli halefiyet ilkesi gereğince halef olan kişidir. Mirasçılar iki ana gruba ayrılır:
- Yasal mirasçılar: Kanunda açıkça sayılan ve belirli derecelere göre mirasçılık hakkına sahip olan kimselerdir. Bunlar başta altsoy (çocuklar ve torunlar), üstsoy (anne–baba, büyükanne–büyükbaba), sağ kalan eş ve belirli hallerde kardeşlerdir.
- Atanmış mirasçılar: Miras bırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesi ile, kanunda öngörülen sınırlar içinde mirasçı olarak belirlediği kişilerdir. Bu kişiler miras bırakanla akraba olmak zorunda değildir.
Yasal mirasçılık, hukuki bağın kanunda öngörülmesiyle doğar; atanmış mirasçılık ise miras bırakanın iradesine dayanır. Bununla birlikte, saklı paylı mirasçıların (altsoy, ana–baba, sağlık koşullarına göre eş) hakları, miras bırakanın tasarruf serbestisini sınırlayan zorunlu pay alanları olarak korunur. Mirasçılık sıfatının ispatında veraset ilamı (mirasçılık belgesi) temel belge niteliğindedir.
Vasiyetname ve Türleri
Vasiyetname, miras bırakanın ölümünden sonra hüküm doğurmak üzere malvarlığına ilişkin tek taraflı irade beyanını içeren, ölüme bağlı tasarruf niteliğinde bir hukuki işlemdir. Miras bırakan, vasiyetname ile malvarlığının kimlere, hangi oranlarda bırakılacağını belirleyebileceği gibi, belirli kişilere kazandırmalarda bulunabilir, bazı mirasçıları mirastan çıkarabilir veya bazı yüklemeler öngörebilir.
Türk Medeni Kanunu'nda üç temel vasiyetname türü düzenlenmiştir:
- Resmî vasiyetname: Sulh hâkimi, noter veya kanunla yetkili kılınmış resmî görevli huzurunda, iki tanığın katılımıyla düzenlenen vasiyetnamedir. Miras bırakan iradesini resmi görevliye açıklar, metin yazılır, kendisine okunur ve imzalanır; ardından görevli ve tanıklar da kanunda öngörülen usule uygun şekilde imza atar. Bu şekil, en güvenli ve ispatı en kolay vasiyetname türüdür.
- El yazılı vasiyetname: Miras bırakanın, vasiyetnamenin tamamını kendi el yazısıyla yazdığı, tarih (gün–ay–yıl) koyduğu ve imzaladığı vasiyetname türüdür. Her satırın ve içeriğin miras bırakan tarafından el yazısı ile yazılmış olması, ayrıca tarih ve imza unsurunun bulunması geçerlilik şartıdır. Saklama bakımından notere, sulh hâkimine bırakılabileceği gibi miras bırakan tarafından da muhafaza edilebilir.
- Sözlü vasiyetname: Yakın ölüm tehlikesi, savaş, ulaşımın kesilmesi, ağır hastalık gibi olağanüstü haller nedeniyle resmî veya el yazılı vasiyetname yapılamadığında başvurulan istisnai bir türdür. Miras bırakan, iradesini iki tanığa sözlü olarak bildirir; tanıklar bu beyanı yazılı hale getirip imzalayarak mahkemeye sunar veya mahkemeye giderek durumu beyan eder. Olağan koşullar geri döndüğünde, belirli süre içerisinde başka türde vasiyetname yapılmamışsa bu sözlü vasiyetname, kanunda öngörülen süre sonunda hükümden düşebilir.
Vasiyetnamelerin geçerliliği bakımından, ehliyet, şekil şartları ve içeriğin kanuna uygunluğu titizlikle değerlendirilir; şekle aykırılık veya irade fesadı iddiaları, çoğu zaman vasiyetnamenin iptali davalarına konu olmaktadır.
Muris Muvazaası Davası
Muris muvazaası, miras bırakanın, gerçek iradesi bağışlamak olmasına rağmen tapuda işlemi satış gibi göstererek veya görünürdeki işlemle gizli bir işlem yaparak yasal mirasçıların miras paylarını bertaraf etmeye yönelmesi halidir. Uygulamada en çok rastlanan örnek, miras bırakanın taşınmazını bir mirasçısı veya üçüncü kişi adına satış göstererek gerçekte karşılıksız devretmesi ve diğer mirasçıların saklı paylarını dolanmak istemesidir.
Bu durumda, saklı paylı olsun olmasın mirasçılar, miras bırakanın ölümünden sonra, yapılan temlikin gerçekte bağış niteliğinde olduğu ve mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığı iddiasıyla muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası açabilirler.
Muris muvazaası davalarında:
- Görünürdeki satış işleminin gerçek iradeye uygun olup olmadığı,
- Bedelin ödenip ödenmediği,
- Taraflar arasındaki ilişki, olayın olağan akışına uygunluk ve mirasçılardan mal kaçırma kastı ayrıntılı biçimde incelenir.
Yargısal içtihatlarda bu tür davalar, mirasçının saklı paya dayanmasına gerek olmaksızın, miras hakkının korunmasına yönelik güçlü bir araç olarak kabul edilmektedir.
Mirasta Tenkis Davası
Tenkis davası, miras bırakanın yapmış olduğu ölüme bağlı tasarrufların veya belirli sağlararası kazandırmaların, saklı paylı mirasçıların zorunlu paylarını ihlal etmesi durumunda, bu kazandırmaların kanunda öngörülen hesaplama yöntemine göre azaltılmasını sağlamak amacıyla açılan davadır.
Tenkis davası yalnızca:
- Altsoy,
- Ana ve baba,
- Kanunda belirtilen oran ve koşullarla sağ kalan eş gibi saklı pay sahibi mirasçılar tarafından açılabilir.
Kardeşlerin, güncel düzenleme uyarınca saklı payı bulunmamaktadır. Dava açma süresi; saklı paya tecavüz eden tasarrufun öğrenilmesinden itibaren bir yıl, her hâlükârda vasiyetnamenin açılmasından veya tasarrufun hüküm doğurduğu tarihten itibaren on yıl olarak öngörülmüştür. Bu süreler, hak düşürücü süre niteliğindedir ve mahkemece re'sen dikkate alınır.
Tenkiste izlenecek sıra ve yöntem, Türk Medeni Kanunu'nda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Öncelikle ölüme bağlı tasarruflar, ardından kanunda sayılan belirli sağlararası kazandırmalar tenkise tabi tutulur. Hesaplamada terekenin aktif ve pasifinin doğru belirlenmesi, saklı pay oranlarının kanuna uygun şekilde gözetilmesi ve kademeli tenkis kurallarına uyulması gerekir.
Terekenin Tespiti ve Mirasta Mal Paylaşımı
Terekenin tespiti davası, miras bırakanın ölüm anındaki malvarlığının, aktif ve pasif tüm unsurlarıyla ortaya konulması amacıyla açılan davadır. Terekede yer alan mal, hak ve alacakların eksiksiz tespiti sağlanırken; murisin borçları ve tereke üzerindeki yükümlülükler de dikkate alınır.
Terekenin net değeri hesaplanırken özellikle:
- Miras bırakanın borçları,
- Cenaze giderleri,
- Terekenin mühürlenmesi, yazımı gibi koruma amaçlı giderler,
- Miras bırakanla birlikte yaşayan ve onun tarafından bakılan kimselerin belirli süreye ilişkin geçim giderleri terekeden indirilir.
Bu şekilde bulunan net tereke değeri, mirasçıların yasal miras payları ve varsa ölüme bağlı tasarruflar ile birlikte değerlendirilir. Mirasta mal paylaşımında esas olan;
- Birinci derecede altsoy mirasçılığı,
- Altsoy yoksa ana–baba zümresi,
- Sağ kalan eşin, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre artan oranlarda mirasçı olması,
- Evlatlık ve evlatlığın altsoyunun mirasçılığı,
- Mirasçısı bulunmayan hallerde mirasın devlete intikali gibi temel prensiplerdir.
Paylaşımın anlaşma yoluyla yapılamaması halinde, mirasın taksimi ve ortaklığın giderilmesi davaları gündeme gelebilir.
İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) ve Veraset İlamı
Miras bırakanın birden fazla mirasçı bırakması halinde, terekeye dahil taşınır ve taşınmaz mallar, kural olarak mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti şeklinde ortaklık oluşturur. Bu ortaklık, çoğu zaman uzun vadede sürdürülebilir olmadığından, mirasçılardan herhangi biri ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açarak paylaşım talebinde bulunabilir.
Ortaklığın giderilmesi;
- Aynen taksim (malın bölünebilir olması halinde fiziki paylaşım),
- Satış suretiyle taksim (malın bölünmesinin mümkün veya ekonomik olmaması halinde satış ve bedelin paylaştırılması) yöntemlerinden biriyle sağlanır.
Uygun olmayan zamanda paylaşma talebinde bulunulması, hakkın dürüstlük kuralına aykırı kullanılması gibi hallerde mahkeme, talebi değerlendirmede takdir yetkisine sahiptir.
Mirasçılık sıfatının ve miras paylarının resmi olarak belirlenmesi için ise veraset ilamı (mirasçılık belgesi) düzenlenir. Veraset ilamı; sulh hukuk mahkemesinden, noterliklerden, belirli şartlarda elektronik ortamdan talep edilebilir. Bu belge, mirasçıların resmi makamlar ve üçüncü kişiler nezdinde haklarını ileri sürebilmeleri bakımından temel dayanak niteliğindedir.
Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi de miras ilişkilerinde sık başvurulan bir yoldur. Bir mirasçının talebi üzerine sulh hâkimi, diğer mirasçılara itiraz imkânı tanır; haklı bir itiraz veya paylaşma davası açılmadığı takdirde, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete çevrilmesine karar verilebilir. Bu dönüşüm, mirasçıların payları üzerinde daha esnek tasarruflarda bulunabilmesini sağlar ve sonraki hukuki işlemleri kolaylaştırır.
Sıkça Sorulan Sorular
Veraset ilamı (mirasçılık belgesi) nereden alınır?
Mirastan mal kaçırma (muris muvazaası) durumunda ne yapabilirim?
Saklı pay nedir ve kimler saklı pay sahibidir?
Tenkis davası ne kadar sürede açılmalıdır?
Mirası reddetmek mümkün müdür?
İstanbul Küçükçekmece'de bir miras paylaşımı veya tereke uyuşmazlığıyla mı karşı karşıyasınız? Veraset ilamı, tenkis, muris muvazaası ve ortaklığın giderilmesi süreçlerinizi değerlendirmek için Küçükçekmece avukat kadromuzla iletişime geçebilirsiniz.
İletişime Geçin