Blog
Vergi Kaçıranları İhbar Edenlere İkramiye Kapsamlı Rehber
Bir ülkede kamu hizmetlerinin sağlıklı biçimde yürütülebilmesi için en temel gelir kaynağı vergi gelirleridir. Vergi yükünün adil dağılması, hem Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan mali güç ilkesi hem de maliye politikasının sosyal amacı bakımından büyük önem taşır.
Ne var ki kayıt dışı ekonomi ve vergi kayıp ve kaçağı, vergisini zamanında ve tam ödeyen mükellefler açısından ciddi bir adalet sorunu doğurmaktadır. Vergi yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren bir mükellefin, benzer durumda olan ancak beyan dışı gelir elde eden ya da sahte kayıtlarla vergi kaçıran kişi ve kurumlarla aynı şartlarda rekabet etmesi mümkün değildir.
Bu nedenle, vergi bilinci yüksek ve vergiye gönüllü uyum gösteren bireylerin, tespit ettikleri vergi kayıp ve kaçağı vakalarını devlete bildirmeleri hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluktur. Bu bildirimi teşvik etmek amacıyla, gerekli şartları taşıyan ihbarlar üzerine vergi kaybı ortaya çıkaran kişi ve kurumlar hakkında yapılan incelemeler sonucunda, ihbarcıya ihbar ikramiyesi ödenmesi öngörülmüştür. Böylece hem kayıt dışı ekonomi ile mücadelede otokontrol mekanizması devreye sokulmakta hem de vergisini düzenli ödeyen mükellefin hakkı korunmaktadır.
Vergi İhbar İkramiyesinin Hukuki Dayanağı
Vergi kayıp ve kaçağını yetkili makamlara bildirenlere ödenecek ihbar ikramiyesi, esas olarak 26.12.1931 tarihli ve 1905 sayılı Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiye Hakkında Kanun hükümlerine dayanmaktadır.
Bunun yanında, vergi ziyaına yol açan fiillerin tespiti ve yaptırıma bağlanması bakımından Vergi Usul Kanunu (VUK), ihbarın şekli ve dilekçe hakkının kullanılması bakımından ise 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun önem taşımaktadır.
Anayasa’nın 74. maddesinde güvence altına alınan dilekçe hakkı, vatandaşların vergi kayıp ve kaçağına ilişkin bildirimlerini de kapsamaktadır. Bu kapsamda hazırlanan ihbar dilekçeleri, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve bağlı birimlerce işleme konulmakta, gerekli görülmesi halinde vergi incelemesine sevk edilmektedir.
Sonuç olarak ihbar müessesesi, Anayasal dilekçe hakkı, VUK hükümleri ve özellikle 1905 sayılı Kanun ile çerçevesi çizilmiş, köklü ve halen yürürlükte olan bir kurum niteliğindedir.
İhbar İkramiyesinin Oranı, Hesaplanması ve Ödenmesi
Vergi kayıp ve kaçağını ihbar eden kişilere yapılacak ihbar ikramiyesi, uygulamada tahakkuk eden vergi ve vergi ziyaı cezası toplamının %10’u üzerinden hesaplanmaktadır.
1905 sayılı Kanun’un 6. maddesinde, farklı tutar dilimleri için çeşitli oranlar öngörülmüş olmakla birlikte, eski para birimi üzerinden belirlenen bu dilimlerin günümüz bakımından fiili bir anlamı kalmamıştır. Uygulamada, vergi ve vergi ziyaı cezasının toplamı üzerinden doğrudan %10 oranı esas alınmaktadır.
İkramiyenin ödenme şekli de iki aşamalıdır:
- Hesaplanan ikramiyenin 1/3’ü, verginin kesin tahakkuku üzerine,
- Kalan 2/3’ü ise vergi ve cezanın tahsili sonrasında,
ihbarda bulunan kişiye ödenmektedir.
Bu ödeme yapılırken, ihbarın;
- Belirli kişi ve olaylara ilişkin,
- Somut bilgi ve belgelerle desteklenmiş,
- İhbar edilen vergi kaybının bizzat ihbar sayesinde ortaya çıkarılmış olması,
- Vergi türü itibarıyla devamlılık arz eden vergilere ilişkin bulunması,
- VUK’ta öngörülen 5 yıllık tarh zamanaşımı süresi içinde yapılmış olması
gibi şartlar dikkate alınmaktadır.
İhbar sonucunda yapılan vergi incelemesinde, bulunan matrah farkı ile ihbar konusu arasında açık bir illiyet bağı kurulabiliyorsa, vergi inceleme elemanı tarafından hazırlanan rapora dayanılarak ihbar ikramiyesi önerilmekte ve ödeme süreci başlatılmaktadır.
İhbar Dilekçesinin Şekil ve Esas Şartları
İhbar ikramiyesinden yararlanılabilmesi için, vergi kayıp ve kaçağına ilişkin bildirimlerin mutlaka yazılı ve usule uygun biçimde yapılması gerekmektedir. Sözlü bildirimler ya da soyut şikâyet mahiyetindeki başvurular, ikramiye ödenmesi bakımından yeterli görülmemektedir.
3071 sayılı Kanun uyarınca dilekçelerde asgari olarak;
- Dilekçe sahibinin adı, soyadı,
- İmzası,
- İş veya ikametgâh adresi,
bulunmak zorundadır. Bu unsurlardan birini taşımayan dilekçeler kural olarak işleme konulmamaktadır. Ancak, son derece inandırıcı mahiyette bilgi ve belgeler eklenmiş bulunan başvurular idarece ihbar olarak kabul edilip resen değerlendirilebilmektedir.
Esas yönden ise ihbar dilekçesinde;
- İhbar edilen kişi veya kurumun kimlik ve adres bilgilerinin,
- İddia edilen vergi kayıp ve kaçağına ilişkin somut olayların,
- Varsa belge, kayıt, fatura, sözleşme, dekont gibi delillerin,
mümkün olduğunca açık ve ayrıntılı şekilde ortaya konulması gerekmektedir.
İhbar dilekçeleri;
- Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın merkez birimlerine,
- Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Defterdarlıklara,
- Vergi Denetim Kurulu birimlerine,
elden veya posta yoluyla verilebildiği gibi, belirli şartlar dâhilinde elektronik ortamdan da gönderilebilmektedir. İhbar ikramiyesi talep ediliyorsa, kimlik bilgilerinin ve adresin açıkça belirtilmesi, dilekçede bu talebin yer alması büyük önem taşır.
İhbar sürecinin tüm aşamalarında, ihbarcının kimliğinin gizli tutulması esastır ve Bakanlık birimlerince bu gizliliğin korunmasına azami özen gösterilmektedir.
Telefon ve İnternet Üzerinden Vergi İhbarı (VİMER-189 ve Online Kanallar)
Vergi kayıp ve kaçağına ilişkin ihbarlar yalnızca klasik dilekçe yöntemiyle değil, aynı zamanda çağrı merkezi ve internet üzerinden de yapılabilmektedir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Vergi İletişim Merkezi (VİMER-189);
- Vergi mevzuatına ilişkin güncel bilgi verilmesi,
- Mükellef geri bildirimlerinin alınması,
- Telefonla ve internet üzerinden ihbarların kaydedilmesi,
- Borç sorgulama ve bildirim hizmetleri,
- e-Beyanname teknik destek hizmetleri
gibi çok sayıda fonksiyonu yerine getirmektedir.
Vergi kayıp ve kaçağına dair somut bilgiye sahip olan kişiler, yazılı başvuru yapmak istemezlerse VİMER-189 hattını arayarak da ihbarda bulunabilmektedir. Bu durumda görüşme içeriği tutanağa bağlanmakta ve ilgili birimlerce değerlendirmeye alınmaktadır.
Bunun yanında;
- Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan “İhbar Bildirimi” bölümünden,
- Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı’nın internet sayfasındaki “İhbar ve Şikâyet” alanından
da elektronik ortamda ihbar yapılabilmektedir. Online başvurularda, yasal ve idari düzenlemeler gereği, ihbarcının T.C. kimlik numarası ve adres bilgilerinin girilmesi zorunludur.
Özellikle belge düzeni, sahte veya yanıltıcı belge, kira gelirlerinin beyan dışı bırakılması, kayıt dışı işçi çalıştırılması gibi konularda internet üzerinden yapılan ihbarlar sistematik biçimde toplanmakta; gerekli görülenler vergi incelemesine dönüştürülmektedir.
İhbar İkramiyesinin Vergisel Niteliği ve Beyan Yükümlülüğü
1905 sayılı Kanun uyarınca ihbarcılara ödenen ihbar ikramiyesi, Gelir Vergisi Kanunu bakımından klasik bir gelir unsuru olarak değerlendirilmemektedir. Mali idarenin yerleşik görüşüne göre bu ikramiyeler;
- Gelir Vergisi Kanunu’nun 2. maddesinde sayılan gelir unsurları içerisinde yer almadığından,
- Gelir vergisine tabi tutulmamakta,
buna karşın ivazsız iktisap niteliği taşıdığı için Veraset ve İntikal Vergisi kapsamına girmektedir.
Dolayısıyla, ihbar ikramiyesi alan kişi bakımından;
- İkramiye ödemesi, ivazsız bir intikal olarak kabul edilmekte,
- 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu hükümleri uyarınca beyanname verilmesi gerekmekte,
- Yasal istisna tutarı düşüldükten sonra kalan kısım üzerinden veraset ve intikal vergisi hesaplanmaktadır.
Önemli bir husus da, ihbar ikramiyesinin çoğu zaman kısım kısım ödenebilmesidir. Zira 1905 sayılı Kanun gereği ikramiyenin 1/3’ü tahakkukta, 2/3’ü tahsilde ödenir. Bu durumda;
- Her bir ödeme ayrı bir hukuki iktisap sayılmakta,
- Her ödeme için, hukuken iktisap edildiği tarihi takip eden bir ay içinde veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, ihbar ikramiyesi elde eden kişilerin, beyan yükümlülüklerini süresinde yerine getirmeleri ve olası vergi cezalarıyla karşılaşmamaları için vergi dairesi ile irtibat kurmaları önem taşımaktadır.
İstatistikler, Uygulama ve Vergi İhbar Sistemine İlişkin Değerlendirme
Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan faaliyet raporları, ihbar müessesesinin uygulamada azımsanmayacak ölçüde kullanıldığını göstermektedir. 1905 sayılı Kanun kapsamında, yalnızca son yıllara ilişkin veriler dikkate alındığında dahi;
- Çok sayıda ihbarın vergi incelemesine dönüştüğü,
- Binlerce ihbarcıya toplam milyonlarca lira tutarında ihbar ikramiyesi ödendiği,
- VİMER ve internet ihbar kanallarının yoğun biçimde kullanıldığı görülmektedir.
Bu veriler, ihbar sisteminin kayıt dışı ekonomiyle mücadelede tamamlayıcı bir araç haline geldiğini ortaya koymaktadır. Ancak uygulamada;
- İhbarcının ihbar ettiği kişi veya kurumla aralarındaki kişisel husumetin, ihbarın motivasyonunu zaman zaman gölgelediği,
- Genel ve soyut nitelikte, somut bilgi içermeyen başvuruların, denetim gücünü meşgul ettiği,
- İhbar kavramının toplumsal algı bakımından olumsuz çağrışımlar doğurabildiği
de gözlenmektedir.
Bu sebeple, vergi ihbarı müessesesinin ideal işleyişinde;
- Vergisini düzenli ve tam ödeyen mükelleflerin, kendi haklarını ve kamu menfaatini korumak amacıyla,
- Husumete dayanmaksızın,
- Somut bilgi ve belgelerle desteklenmiş ihbarlarda bulunmaları sağlanmalıdır.
Şu husus önemle vurgulanmalıdır ki; ihbar ikramiyesi, tek başına bir “kazanç kapısı” olarak görülmemeli, esasen vergi adaletini ve toplumsal vergi bilincini güçlendirmeye yönelik bir teşvik aracı olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç ve Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Vergi kayıp ve kaçağının Hazine ve Maliye Bakanlığına ihbar edilmesi, vergi incelemesi sonucunda matrah farkı bulunması ve bu fark üzerinden vergi ve vergi ziyaı cezası tahakkuk ettirilmesinin ardından ihbar ikramiyesi ödenmesi, hem hukuki hem de teknik açıdan dikkatle yönetilmesi gereken bir süreçtir.
Bu süreçte;
- İhbar dilekçesinin şekil şartlarına uygun,
- Olayı, kişileri ve fiilleri açıklayıcı somut bilgi ve belgelerle desteklenmiş,
- Tarh zamanaşımı süresi içerisinde verilmiş olması,
- İhbar edilen vergi kaybı ile tespit edilen matrah farkı arasında açık bir neden-sonuç ilişkisinin kurulabilmesi,
büyük önem taşır.
Bu şartların sağlanması halinde, ihbarcıya, tahakkuk eden vergi ve vergi ziyaı cezası tutarı üzerinden %10 oranında ihbar ikramiyesi ödenmesi mümkündür. Öte yandan, ihbar ikramiyesinin gelir vergisine tabi olmayıp veraset ve intikal vergisi kapsamında değerlendirilmesi ve buna bağlı beyan yükümlülüklerinin bulunduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Sonuç itibarıyla, vergi kaçıranları devlete bildiren, vergi adaletine ve kamu maliyesine katkı sunan vatandaşlar; hem hukuken korunmakta hem de ihbar ikramiyesi ile ödüllendirilmektedir. Bu yönüyle ihbar sistemi, vergi bilincinin yükseltilmesi ve kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin güçlendirilmesi bakımından stratejik öneme sahip bir araçtır.