Blog
Hukuka Aykırı Deliller
Hukuka aykırı delil, hukukun öngördüğü sınırlar ihlal edilerek elde edilen her türlü delili ifade eder. Bu tür deliller, yargılamada dosyaya girmiş olsa dahi hükme esas alınamaz, dikkate alınamaz. Hatta çoğu durumda, hukuka aykırı delil elde edilmesi ve kullanılması, Türk Ceza Kanunu bakımından suç teşkil eden bir fiil niteliği taşır. Bu nedenle delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi ve mahkemeye sunulması, hem tarafların ispat hakkı hem de adil yargılanma ilkesi açısından son derece önemlidir.
Mahkemede Delil Olarak Neler Kullanılır?
Medeni yargılamada deliller genel olarak kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere iki grupta ele alınır.
Kesin deliller, hâkimi bağlayan, üzerinde serbest takdir yetkisi tanımayan delillerdir. İkrar, senet, yemin ve ilam bu gruba girer. Hâkim, kural olarak bu delillerin ispat gücünü tartışamaz; varlığı hâlinde bunlara uygun bir karar vermekle yükümlüdür.
Takdiri deliller ise hâkimin serbestçe değerlendirdiği delil türleridir. Kanunda açıkça sayılmamış deliller, senet dışı yazılı belgeler, tanık beyanları, bilirkişi raporları, keşif tutanakları ve hukuki mütalaa / uzman görüşleri bu kapsamda değerlendirilir. Hâkim, bu delilleri dosyanın bütünlüğü içinde, diğer delillerle birlikte tartarak kanaatini oluşturur.
Bununla birlikte, hangi türden olursa olsun, bir delilin yargılamada kullanılabilmesi için öncelikle hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması zorunludur. Hukuka aykırı yollardan sağlanan bilgiler, kesin delil niteliğinde dahi olsa hükme esas alınamaz.
Tanık Beyanı
Tanık beyanı takdiri delil niteliğindedir ve hâkim, tanığın anlatımını diğer delillerle birlikte değerlendirerek bir sonuca varır. Tanığın beyanının hukuken değer taşıyabilmesi için, mümkün olduğunca **vakıaya bizzat tanıklık etmiş olması**, olayları kendi gözlemlerine dayanarak aktarması beklenir.
Duyuma, söylentiye, üçüncü kişilerin anlatımlarına dayalı tanık ifadeleri çoğu zaman mahkeme hükmüne esas alınabilecek güçte delil olarak kabul edilmez. Bu tür beyanlar, ancak diğer güçlü delillerle desteklenmesi hâlinde sınırlı ölçüde dikkate alınabilir.
Tanığın kimliği, taraflarla ilişkisi, beyanının tutarlılığı, duruşma sırasındaki tavır ve davranışları, önceki anlatımlarıyla çelişip çelişmediği gibi unsurlar hâkim tarafından detaylı biçimde değerlendirilir.
Hukuka Aykırı Delil Nedir?
Hukuka aykırı delil, tarafların **ispat hakkını kullanırken hukuk düzenince yasaklanmış yöntemlere başvurmaları** sonucu elde edilen delilleri ifade eder. HMK m. 189 gereğince taraflar, delillerini süresinde sunmakla birlikte, bunları **hukuka uygun yollarla** elde etmek zorundadır.
Anayasa m. 38/6 hükmü açık olup, “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” şeklindedir. Aynı yönde HMK m. 189/2 uyarınca da hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller, hiçbir vakıanın ispatında mahkemece dikkate alınamaz.
Dolayısıyla;
- Delilin içeriği ne kadar önemli olursa olsun,
- Davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulgular içerse dahi,
eğer elde edilme yöntemi hukuka aykırı ise, bu delil mahkemenin kararına dayanak yapılamaz. Üstelik mahkeme, taraflar ileri sürmese bile, bir delilin hukuka aykırı olup olmadığını re’sen değerlendirmek zorundadır.
Boşanma Davasında Hukuka Aykırı Delil
Boşanma davaları, eşlerin kişisel ve aile hayatına ilişkin son derece hassas bilgilerin yargılamaya konu olduğu süreçlerdir. Bu nedenle ispat faaliyeti yürütülürken **özel hayatın gizliliği**, **haberleşmenin gizliliği** ve **kişisel verilerin korunması** ilkeleri özellikle önem taşır.
Boşanma davasında sıkça karşılaşılan hukuka aykırı delil örnekleri şunlardır:
- Eşten gizli şekilde fotoğraf veya video kaydı alınması,
- Eşin bilgisi olmaksızın telefon konuşmalarının dinlenmesi ya da kaydedilmesi,
- Eşin özel mesajlarının, e-posta yazışmalarının, sosyal medya hesaplarının gizlice okunması ve kayda alınması,
- Ortak yaşam alanına, diğer eşin bilgisi olmadan yerleştirilen görüntü veya ses kayıt cihazları ile elde edilen kayıtlar,
- Telefona yüklenen casus yazılımlar ile veri toplanması,
- Eşe ait özel belgelerin, mektupların veya yazışmaların rıza dışında ele geçirilmesi.
Bu tür deliller, dışarıdan bakıldığında “gerçeği ortaya çıkarma” amacı taşıyor gibi görünse de hukuka aykırı yöntemlerle elde edildikleri için boşanma davasında ispat aracı olarak kullanılamaz. Dosyaya sunulmuş olsalar bile, mahkeme bu delilleri hükme esas almak zorunda değildir; aksine, hukuka aykırılık tespit edildiğinde tamamen devre dışı bırakmakla yükümlüdür.
Hukuka Aykırı Delil ve Türk Ceza Kanunu
Hukuka aykırı delil elde etmek, yalnızca medeni yargılama bakımından sonuç doğurmaz; çoğu durumda **Türk
Ceza Kanunu bakımından da suç teşkil edebilir**. Özellikle boşanma sürecinde, eşlerin birbirlerine ilişkin gizli bilgi ve görüntü toplamaya çalışmaları, aşağıdaki suç tiplerini gündeme getirebilir:
- Özel hayatın gizliliğinin ihlali,
- Haberleşmenin gizliliğinin ihlali,
- Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, işlenmesi veya üçüncü kişilerle paylaşılması.
Eşler, evlilik birliği içinde dahi birbirlerine karşı tamamen sınırsız bir müdahale yetkisine sahip değildir. Her bireyin, eşine karşı da korunması gereken bir özel hayat alanı bulunur. Bu alanın ihlali, yalnızca delilin hukuka aykırı sayılmasına değil, aynı zamanda ceza soruşturması ve yargılamasına da yol açabilir.
Üstelik, boşanma davasında üçüncü kişilerin özel hayatına müdahale edilmesi veya kişisel verilerinin izinsiz şekilde ele geçirilmesi hâlinde, bu defa üçüncü kişilere karşı işlenen suçlar da gündeme gelecektir.
Hukuka Aykırı Delil Yargıtay Kararları
Yargıtay içtihatlarında genel ilke; **kişilerin özel hayat alanını ihlal eden delillerin hukuka aykırı kabul edilmesi ve hükme esas alınmaması** yönündedir. Ancak her olayın kendi özel koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği de vurgulanmaktadır.
Boşanma davalarında, tarafların özel hayatı kaçınılmaz olarak tartışma konusu olur. Buna rağmen Yargıtay, çalınmış, tehdit veya zor kullanmak suretiyle elde edilmiş, gizlice kaydedilmiş delilleri kural olarak hukuka aykırı görmekte ve bu delillerin ispat vasfı taşımadığını belirtmektedir.
Özetle;
- Delilin elde edilme yöntemi,
- Özel hayatın hangi ölçüde ihlal edildiği,
- Tarafların rızasının bulunup bulunmadığı,
- Delilin başka yollardan elde edilip edilemeyeceği
gibi hususlar Yargıtay tarafından somut olay bazında incelenmekte; ancak ağır hak ihlallerine yol açan kayıt ve belgeler genellikle hukuka aykırı kabul edilmektedir. Böyle bir durumda delil, dosyada bulunsa bile, herhangi bir vakıanın ispatında kullanılmamaktadır.
Boşanmada Hukuka Aykırı Delil ve Anayasa Mahkemesi
Anayasa Mahkemesi, özellikle **özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması** bakımından önemli kararlar vermiş ve alt derece mahkemelerine yol gösterici ilkeler ortaya koymuştur. 07.09.2021 tarihli, 2018/30296 başvuru numaralı ve 14.10.2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararında Mahkeme;
- Hangi kişisel verilerin ele geçirildiği,
- Bu verilerde değişiklik yapılıp yapılmadığı,
- Verilere ne kadar süreyle ulaşıldığı,
gibi hususlarda etkin ve derinlemesine bir inceleme yapılmadan verilen kararların, anayasal güvencelerle bağdaşmadığını açıkça belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, derece mahkemelerinin, eşlerin birbirlerine karşı hiçbir şekilde özel hayat alanına sahip olmadıkları kabulüne dayanan yaklaşımı Anayasa’ya aykırıdır. Yargılama sürecinde, tarafların delillerine ilişkin önemli iddiaların araştırılmaması, hukuka aykırılık iddialarının gerekçesiz şekilde göz ardı edilmesi, etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi;
- Hukuka aykırı delil iddialarının ciddiyetle araştırılmasını,
- Kişisel veri ve özel hayat ihlallerinin somut olay özelinde ayrıntılı biçimde değerlendirilmesini,
- Verilen kararların açık, anlaşılır ve kanuni dayanağı gösterilmiş gerekçelere dayanmasını
zorunlu görmektedir.
Sonuç olarak, hukuka aykırı delil yalnızca teknik bir usul meselesi değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlükler ile doğrudan bağlantılı anayasal bir konudur. Boşanma dahil tüm özel hukuk yargılamalarında, delil elde ederken hukukun sınırlarına riayet etmek, davayı kazanma arzusunun önünde gelmelidir.